MUHTEŞEM ŞİFA KAYNAĞI CEVİZ PERDESİ
GÜÇLÜ VE KESKİN GÖZLER İÇİN ÖNERİLER
BASEN, KALÇA YAĞLARINDAN KURTULUN
KANSER HÜCRELERİNİN YOK EDİLMESİ
EGE ÜNİVERSİTESİNDEN ÖNEMLİ ÇALIŞMA
ANKET
ŞAMPİYON HANGİ TAKIM OLACAK
YAZARLAR
PİYASALAR
DOLAR
7,9493
EURO
9,4663
IMKB
80.549
HAVA DURUMU
MAİL LİST
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ögretmenim,Mehmet Işıklar ( optik başkan )

Beşiktaş’ım!-Ben Beşiktaş’ı Ali Veli için sevmiyorum, onların hepsi gidicidir ama ben tribünde kalıcıyım-Benim adım Optik Başkan on bin tane deplasmana gittim.
02.07.2010 11:00

 

17.jpg

 

Taraftarı olmadığım bir kulübün, hiç tanımadığım bir taraftarı öldü. Ve ben çok üzüldüm.
Bolu cezaevindeydi. Çıkmasına daha aylar varken taraftar forumlarında şafağı sayılmaya başlanmıştı. İnönü’nün müdavimlerinden olan bir arkadaşımdan dinlemiştim hayat hikayesini. Çok sevmiştim “Son Holigan” lakaplı bu tribün emekçisini. İçerden çıkar çıkmaz röportaj yapmak istiyordum Mehmet Işıklar’la… Nam-ı diğer Optik Başkanla.

Seçimlerde oy kullanmak için bir haftalığına memlekete gitmiştim. İşte ne olduysa o hafta oldu. Özgürlüğüne kavuştuğunu işitemeden geçirdiği kalp kriziyle göğe kanat açtığını öğrendim. Bana Optik Başkan’ı sevdiren arkadaşım kısa bir mesaj atmıştı cepten.
“Son holigan da gitti görüyor musun, hayatı kim ters köşeye yatıracak şimdi?”



Dededen Beşiktaşlı

1969 İstanbul Kadırga doğumlu Mehmet Işıklar. Babası Arap, annesi Arnavut kökenli. Kendini bildi bileli Beşiktaş için olmuş deli. Aşkının müsebbibi gençliğinde Beşiktaş’ın Taksim stadında oynanan hiçbir maçını kaçırmayan dedesi. Dedesinin Mehmet’in üzerinde bıraktığı etki ömür boyu silinmemiş, henüz 6 yaşındayken gittiği bir maçla başlayan renk aşkı ise hiç eksilmemiş.

1974-75 sezonunda babasından yalvar yakar izin kopararak dükkanlarının çırağı ile birlikte numaralıda izlediği ilk maçında, Beşiktaş Trabzon’a yenilince küçük Mehmet başlamış ağlamaya. Yanındaki koltukta maç boyunca cep kanyağı içip çikolata yiyen yaşlı bir adam susması için Mehmet’e çikolata ikram etmiş ama nafile. Mehmet ikramı geri çevirmese de gönlüne söz dinletememiş, gözyaşlarını dindirememiş. Ta ki yaşlı adam Beşiktaş’ın büyük takım olduğunu, bir sonraki maçı kazanacağını söyleyene kadar…

Ortaokulu Ortaköy Gaziosmanpaşa’da okurken Mehmet, tribünleri hiç ihmal etmemiş. Kaşkolu boynunda, darbukası koynunda neredeyse her maçına gitmiş Beşiktaş’ının. Sevilmek için sevmese, sevdiği kadar sevilmişte. Tribünlerde adeta bir maskot haline gelmiş kalın siyah çerçeveli, şişe dibi misali camları olan gözlüğüyle. O zamanda nüktedanmış Beşiktaş tribünleri ve Mehmet’e ömrünün sonuna kadar adının önünde taşıyacağı lakabı takmış: “Optik”



En Enteresan Öğrenci

Vakti zamanında aralarında ortaokul öğrencisi Mehmet’in de olduğu tutkulu Beşiktaş taraftarları bazı maçlar öncesinde stat çevresinde sabahlarlarmış. Mehmet’in annesi bu gecelerde telaş içinde oğlunu arar, karşına çıkan taraftarlara bir hışımla “Mehmet’imi verin” diye yakarırmış. O kadar insan içinde annesinin Mehmet’i, tribünlerin Optik’i bulunur, kulağından çekilerek teslim edilirmiş annesine. Bir daha böyle haylazlıklar yapmaması da sıkı sıkı tembihlenerek. Ama ne fayda, “Optik” sevmiş bir kere. En fazla bir saat sonra tekrar evden kaçarak katılırmış fanatik grupların eğlencesine.

Sabahlamayla sınırlı kalmazmış Beşiktaş’ı için yaptıkları. Deplasmana kalkan otobüslerde usulca saklanırmış arka beşlinin ardına. Tribün liderlerinden dayak yiyip evine gerisin geri gönderilmemek için, otobüs az biraz yol aldığında çıkarmış ortaya.

Ortaokulu bitirince İstanbul’un gözde okullarından Kabataş Erkek Lisesine kaydını yaptırmış ailesi biricik oğulları Mehmet’in. Lise öğrencisi Mehmet ne yardan vazgeçmiş ne de serden. Beşiktaş’ını içerde dışarıda desteklerken okulu da yarıda kesmemiş. Deplasman maçları sonrası Pazartesi’yi pas geçse de, Salı’dan devam etmiş öğrenciliğine.

Kabataş Erkek Lisesi yıllığında arkadaşları onu şöyle anlatıyor:
“343 Mehmet Işıklar
Mehmet Işıklar, belki de, Kabataş tarihinin gelmiş geçmiş en enteresan öğrencisidir. Koyu bir B.J.K taraftarıdır. Deplasmanlarda B.J.K’nın tüm maçlarına gider. Bu arkadaşımız pek zeki olmasına karşın ders çalışmaz. Genellikle derslerde uyumayı sever. Sınıfımızın en renkli simasıdır. Neşe kaynağıdır. İlerde iyi bir ekonomist olacağına inandığımız bu arkadaşımıza yaşamında başarılar diliyoruz.”

Vakitle birlikte tribünlerdeki etkinliği de ilerlemiş Optik’in. Beşiktaş semtinde örgütlediği gençlerle birlikte Çarşı grubunu kurduktan kısa bir süre sonra adı “Optik Başkan”a çıkmış. Böylece çocukluğundan beri hayalini kurduğu tribün önderliğine de adım atmış.



Galatasaray Lisesi Öğretmeni

Liseyi bitirince Mimar Sinan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmış. İkinci sınıftayken ailesine Tarih okumak istediğini söyleyip tekrardan üniversite sınavına girmiş. Halihazırda bir üniversitede okuduğundan puanı düşürülse de derece yaparak girmiş İstanbul Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne. Taziye ziyaretine gittiğim ailesinden öğrendiğime göre sene kaybetmeden birincilikle bitirmiş Üniversite’yi.

Tüm bunlar olurken Beşiktaş’ını yağmur çamur demeden içerde dışarıda desteklediğini söylememe gerek var mı acaba?

Üniversite’yi bitirmesinin ardından bir ara akademisyenliği aklından geçirse de lise öğretmenliğinde karar kılmış. Öğretmenlik öncesi stajını ise kimselerin bilmesini istemediği bir yerde yapmış. Her gün okula giriş ve çıkışlarda birileri görecek diye kaygı duyarmış. Çünkü her gün gittiği lisenin adı Galatasaraymış!

Öğretmenlik stajını tamamladıktan sonra tayininin çıktığı Ankara Çubuk’a tarih öğretmeni olarak gitmiş Optik. Çubuk Yatılı lisesinde girdiği ilk derste kimin hangi takımı tuttuğunu öğrenip aklına not etmiş. İki yıl sürdürdüğü öğretmenlik boyunca Galatasaray ve Fenerbahçelilere hakkını, siyah beyaz renklere gönül verenlere ise gönlünden kopanı yani bir not fazlasını vermiş Mehmet öğretmen. Takım farkı gözetmeksizin de ihtiyacı olana cebindeki parasını.



Dayanamamış Hasretliğe
Bu iki sene boyunca ayrı düşmüş Beşiktaş’ından. Kimi zaman okuldaki öğrencileriyle birlikte izlemeye gelse de aşkını, kesmemiş bu gelmeler Optik Başkan’ı. Askerliğini İzmir’de tamamladıktan sonra bir daha dönmemiş mesleğine. Ailesi “oğlum ilerde tayinin İstanbul’a çıkar dese de” yetmemiş bu vaat, hasretinden çılgına dönen Mehmet’e. Vurmuş kendini semtine. Serencebey’e, Balık pazarına, Köyiçine.

Sonrası yürek burkan, gözleri bir dolduran bir hikaye. Akılla değil kalple yapılan bir tercihin bedeli. Öğretmenlikten eski mesleği tribün liderliğine dönen yakışıklı bir holiganın meşum kaderi. Ailesi üzülse de, tribünler ve belki de en çok başıboş hayvanlar sevinmiş altın kalpli holiganın dönüşüne. Sahipsiz sokak köpeklerine kimlik kartı çıkartan, onların karınlarını doyuran güzel bir adammış. Ölmeden beş gün önce cezaevinden elinde iki küçük kediyle çıkmış ve arkadaşlarının söylediğine göre evine gitmeden önce onlara ev aramış Optik Başkan. Yalnız köpeklerin değil, durumu yettiğince cebinde parası olmayan herkesin yardımına koşmuş “Son Holigan”. Durumu daha iyi anlamak için gelin İnönü’de sık duyulan şu tezahürata kulak verelim.

“Sabahtan beri hiçbir şey yemedik..
Karnımız acıktı bizim..
Optik Başkan bize yemek ısmarlasana...
Parasını alırsın sonra.”

08.jpg

Her Yanda Başka Bir Anı

Sol görüşlü olduğu herkesçe bilinen, Çarşı grubuna fikirleri ile yön veren, sıradanlığı bile sıra dışı olan bu enteresan adamla İnönü’ye yolu düşen herkesin neredeyse bir anısı var.

Kimisi, o dönem iskeleti Beşiktaş’ın as oyuncularından oluşan Türk Milli Takımı’na karşı yedeklerle sahaya çıkan Beşiktaş’ı desteklemesini anlatıyor, kimisi Kazan’ın önünde öfkeli kalabalık tarafından tartaklanan Fenerbahçe formalı genci kurtarıp, cebinde parası olmadığını öğrenince cebine para koyup taksiyle oradan uzaklaştırışını.

Bu anılardan en ilginci “guybrush threepwood” adlı Ekşi Sözlük yazarının yaşadığı.. Bu satırları Tempo Dergisinde Cem Dizdar da yazmıştı. Ben de aynen aktarıyorum..

“Yıllar önce bir arkadaşımın, ‘Gel lan maça gidelim’ demesi ile Beşiktaşlı olmadığım halde İnönü’ye gittim. Kapalıda güzel bir yere konuşlandık. Önümde bir adam var. Belli sevilen biri, arkadan laf atıyorlar, gelen selam seviyor, geçen selam veriyor. Koca bir ilk yarı boyunca muhabbet ediyoruz. Futbolculardan başlayan muhabbetimiz çok farklı konularda devam ediyor.İlk yarı sonuna doğru ‘Bir zamanlar biz Alen’le iki kişi inletirdik bu stadı, şimdi on kişi var beceremiyor’ deyince, anlıyorum amigolardan bir kendisi. Neyse yarı bitiyor, ‘Kusura bakma arkadaşım, geliyorum birazdan’ diyor. O sıra bir adam geliyor tribüne, kucağında 3-4 yaşlarında bir çocuk. Çocuk siyah beyaz Beşiktaş armalı eşofman giymiş, kafasında Beşiktaş armalı şapka, sırtında da bir Beşiktaş çantası. Yanakları ağlamaktan al al olmuş, babasının kucağında. ‘Optik’i gören oldu mu?’ diye sordu adam. O sıra anladım biraz önce muhabbet ettiğim adamdan bahsettiğini.’Buradaydı ağabey’ dedim ‘Gelir birazdan’. Arkadan bir sordu.’Hayrola ağabey?’ diye. ‘Ya evde seyredecektim maçı, başladı ağlamaya çocuk,’Optik Optik’diye.. Kalktım maça getirdim’ dedi adam.’Yok artık o kadar da değil’ diye düşündüm ben. Tesadüf, ölüm haberini aldıktan sonraki ilk tepkim de aynı oldu. O çocuk belki 11-12 yaşında şu an ve belki en çok ağlıyor yine.” Yazısını ise şu cümleyle bitirmiş ‘guybrush threepwood’:
“İkinci yarıyı, kucağında o çocukla izledi Optik”



Ve Hataları...

Hiç mi yanlış yapmamış peki Optik Mehmet ömrü hayatında, ne de olsa bir amigo değil mi eninde sonunda, amma da abarttın ha diyenlere vakti zamanında uyuşturucu kullandığını ve hapiste bu nedenle yattığı söyleyeyim. Ayrıca Optik Başkan tribün kavgalarının zirve yaptığı dönemde bir çok olaya da karışmış. Yakın arkadaşlarından Ayhan Güner’in anlattığı bir anıyı nakledeyim.

“Bir gün barda oturuyoruz. Yanımıza emanet almamışız aniden baskın yedik Fenerlilerden. Üzerine kılıçla gelen Fenerliye baktı. Bir sağına elini attı, bir soluna elini attı baktı ki boş… Boynundaki zinciri koparıp öyle meydan okudu elinde kılıçla gelen herife. Tam bir efsaneydi. ”

Lakin yaptığı hatalara rağmen bu dünya da hoş bir seda bırakıp gittiğini de eklemeden geçmeyelim. Her tribün emekçisini çapulcu zannedenleri boş verelim ve Optik Başkan’dan incilerle yazıyı bitirelim.

-Beşiktaş dışında özel hayatım yoktur.
-Sen babadan kalma miras değil, doğacak çocuğuma borcumsun, canım Beşiktaş’ım!
-Ben Beşiktaş’ı Ali Veli için sevmiyorum, onların hepsi gidicidir ama ben tribünde kalıcıyım
-Benim adım Optik Başkan on bin tane deplasmana gittim.

Hasılı kelam Allah taksiratını affetsin Optik Başkan.
Rahat uyu yufka yürekli Holigan


05.jpg
Taziye Ziyareti

Vefatının ardından Mehmet Işıklar’ın evine taziye ziyaretine gittim. Ailesi keder içindeydi. Eski bir gazeteci olan babası Abdullah Bey’in acısı yüzünden okunsa da metanetini korumayı başarıyordu. Annesi de benzer bir haldeydi. Ablası Emine Hanım dahil tüm aile çok bitkindi. Lakin hepsi birkaç gün önceki cenaze töreninde Mehmet’e gösterilen sevgi nedeniyle müteşekkirdi. Cenaze’ye yüzlerce insanın katıldığını ve etraftan geçenlerin cenazenin kime ait olduğunu merak ettiğini gururla söylediler. Bir gün önce Beşiktaşlı futbolcuların da baş sağlığına geldiğini belirttiler. Ben de cenazeye ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras ile Beşiktaş eski başkanı Serdar Bilgili’nin çelenk gönderdiğini söyledim kendilerine.

Ablası adli tıpta çalışan bir kimya mühendisi. Baş sağlığı için gelenlere ikramda bulunuyordu kendisi. Babası ve annesi ile konuşurken bana da eksik olmasın börek ve tatlı ikram etti. Hayatımda ilk defa evladını kaybeden insanlar görmenin etkisiyle önümdeki güç bela didiklerken annesi bana dönerek: “Oğlum çekinme yesene, Mehmet çok cömert bir çocuktu, yemeni isterdi.” deyince babası dayanamadı ve;

“Bir gün eve dönerken köşedeki bakkalın önünde gördüm Mehmet’i. Elinde koca bir kaşar peyniri… Yanı başında hep beslediği sokak kedilerinden bir tanesi.. O kadar yedirmiş ki kediye Mehmet, kedi ayakta zor duruyordu. O ise hala beslemeye çabalıyordu “ diyerek bu hoş anıyı nemli gözlerle anlattı.
Ben gördüklerin ve duyduklarım karşısında çok etkilenmiştim. Ne de olsa hayatımda ilk kez evlat acısı çeken insanlarla yüz yüze gelmiştim. Önümdekini zar zor bitirdikten sonra teşekkür edip, müsaade istedim.
Buradan kederli ailesine tekrar baş sağlığı dilerim.

Mert Ezici - Futbol Extra

KUTSAL TOPRAKLARDAN, KUTSAL DÜNYALARA...

Sen biliyormusun?

Seni ne kadar çok sevdiğini?

Hiç tahmin edebiliyor musun?

Haberin var mı tanımadığı insanların sana getirdiği başka insanları nasıl kafasında yıllarca didik didik düşündüğünden?

Senin haberin bile yokken, ismini günde BİN kaç kez söylediğinden?

Sen çaresizken sana çare yaratabilme arayışından?

Evet!

Senin için korktu! Geride duramadı! Çünkü sana vereceklerine sınır bile koymamıştı.

Sen giderken, onun da özgürlüğünü götürdün beraber gittiğiniz yere...

Artık sen onunla bir'din. Başkaları kendiyle bir'ken.

Ama o Bir'likten cinnet doğmadı aranızda.

Çünkü senin yoluna esir olmuştu, yanına yoldaştı.

Sen sıcak yuvanda dinlenirken, o , sağanak yağmurun altında yorgun kalakalmıştı.

Senin yıllarının izlerini , renklerinin sadeliğini taşıyan kaşkolu hala boynundaydı.

Akaretlerdeydi o tabela. Kapısında 3 basamak, İçerisi buz.

Senin için orada üşümeye devam ediyordu.

Orada cebindeki tüm parayı çıkarıp tanımadığı küçük çocuklara veriyordu da seni daha çok kişiye izlettirme hevesinden.

Sen bunlardan bihaberken, her yeni gün yepyeni hesapların içerisine düşmüştü.

Son hesabı, buluşma gününüzdü. 1 ağustos 2007'i hayal ederek yaşıyordu.

Sen buluşmanıza gelicektin, ama onun bu kez mazereti var!

Şimdi sen buna inanamayabilirsin, belki de ağlayabilirsin.

Ama ne olur başkalarına duyurma.

Sadece gururuna sarıl ve yaşa.

Çünkü o , sessizce gelip sessizce gitmelerin insanı.

Ama "ben Burdayım, senin için burdayım!" dediğini çok uzaklardan duymuşsundur.

Doğru, belki de bu 5 kelime salladı Beşiktaşı bugün. Ki ne depremler salladı da bu derece yıkıcı

olmadı.

Şimdi hem Beşiktaş, hem biz.

İlk defa sensiz...

Böyle gelecekse 1 Ağustos, gelmesin kalsın.

Ama şundan eminki

Bu kez beraber açacaksınız kanatlarınızı gökyüzüne.

Belki de ilk kez beraber uçacaksınız.

Ama sen!

Bizler için değil,

Sadece onun için saldır o gün!

Tribünler "Optik başkan için saldırın" diyerek inleyecek o gün!

En sessiz tezahuratımız bile düşmanlarının kulaklarında çınlayacak o gün!

Çünkü SEN ve O herşeyinizle bunu hakediyorsunuz.


Murat Dedeoğlu

Her zaman takımımıza destek olalım. Ne olursa olsun Beşiktaş’ın arkasında olduğumuzu Beşiktaş’ı temsil edenlere inandıralım. Cümlelerinin karşılığını dolu dolu vermek için bir ömrü Beşiktaş’a verdin Başkan

Küçük bebelerin kucağında maç izleyip de ağlamayı zırlamayı kestiğine şahit olan tribün taşları açtı binbir kollarını sana doğru, seni kucaklamak için sana doymak için 2 senenin her saniyesinin hasretini sıkıp ter olup akıtmak için Beşiktaş’a. Evet Beşiktaş’a; gençliğinin ve hayatının kalemini kırıp da verdiğin Beşiktaş’a. Öyle bir iştir ki bu Ferhat la şirine aslı ile kereme hayata küsme nedenidir senin sevdan. Uğruna yıllarca mesai harcadığın, evlendiğin, gönül nikahı kıydığın Beşiktaş’ından ayrı geçen 2 sene. Omuz omuza verilmiş kardeşlerinle durmadan dimdik yürüdüğün Beşiktaş yolunda senin adamlığını örnek bilmiş binlerce onbinlerce kartal yüreği. Hakkında bırak tribünümüzden rakip tribünlerden bile tek kötü laf eden çıkmamıştır, edenin ya akli dengesi bozuktur ya da mayası. 1974’lerde ilk maça girdiğin heyecanın yüzünde yarattığı gülüştü sanırım her tribünde görüşümde bana gülmen. Uğur olsun diye yaktığın sigaralarını takip ederdim hep, nasılda kalbinden çıkardı dumanı, kaplardı o dumanın büyüsü futbolcuları. Beşiktaş uğruna kalemi kırılmış bir hayat dedim ya Başkan, Beşiktaş uğruna yakılmış okul yılları ve Beşiktaş uğruna elinin tersiyle itilmiş bir öğretmenlik hayatı.

Ne bileyim ben başkan, ne sen sor ne ben söyleyeyim duyduğum saatten beri kelime edemiyor, duyamıyorum, duymak istemiyorum. Senli tribünün tadını dokusunu ve adamlığının nefesini koklamışlıktan mıdır nedir sensizliğin korkusu sardı dört bir yanımı şimdiden. Tüm umutlarım, duygularım, bilincim törpülendi. Bilinçaltında hala senden kalma uğur sigaraları, hindi babalar, durumu olmayana yardım etmeler karın doyurmalar ve en önemlisi senden miras kalan ve herkesin istediği kadar almakta hür olduğu adamlığın miras kaldı bilinçaltında.

Şimdi sensizlik zamanı. Geçici ayrılığında bile burkulan yüreklerimiz ebedi ayrılığına nasıl dayanır bilinmez. Şimdi kim bize sahilde bira ısmarlayacak, maç öncesi aç karnımızı doyuracak, kim hindi baba çektirecek, uğur olsun diye Beşiktaş’ımıza kim yakacak o malum dakikada sigarasını...

Gittin başkan bizi sensiz, biz başkansız, bizi Beşiktaş’la baş başa bırakıp gittin. Gittin de ne oldu, şimdi kim Beşiktaş için ömrünün kalemini kıracak.

Sokak köpekleri şimdi sensiz Başkan, sensiz, kimsesiz, aç ve biz sensiz sokaklarda sokak köpekleriyle kucak kucağayız artık. Gittin, çözülen yün yumağı, savrulan yapraklar gibi dağıttın gittin bizi Başkan, Başkanım, Optik Başkanım bir kitaba başlar gibi, koşarken yavaşlar gibi bir anda tökezledik hayat yolunda, vakitsiz bir sonbahara yakalandık, yaz düşünde çok sarardık, yaza varmadan bir adım daha bu gudubet Temmuz’da seni aldı Kartallar ülkesi, kıskandı sevgimizi, inat yaparcasına Optik Başkan sen çok yaşa dememize, Optik Başkan artık bizle yaşayacak hükmü geldi biz seni bilmesek endişelenir, üzülür, kederlenirdik; ama biliriz ki eşsiz adamlığınla ve sevginle biz geldiğimizde oraların Başkanı sen olacaksın tüm gönülleri feth etmiş durumda, biz yine fenere söveceğiz, cimboma giydireceğiz. Sensiz günlerimizde miras bıraktığın adamlığımızdan ödün vermeden dimdik yürüyeceğiz, çizdiğin ve yürüdüğün yolda, yalansız riyasız rantsız…

Kalbimizin Kral dairesi senindir her daim Optik Başkan, başkanım, Mehmet abi, hocam, Mehmet hocam.

Gittin başkan, sessiz sitemsiz, diğer ölen arkadaşlar gibi sessiz sitemsiz

Sana 1 maçı bile çok gören hayat umarım bu sene şampiyonluğumuzu sana armağan eder, işte o gün mümkün olur bahsetmek adaletinden dünyanın.

Gittiğin her yerde omuz omuza olacağız unutma başkan, gittiğin diyarlarda da yankılanacak o kalpten gelen sesin yine...

Biiiir baba hindiiiii

Ömür Hıncal

Mehmet'imi verin

Geberiyorum diye haykırmak istersin ya kahrından, hani soğuk bir duş alırsın ateşler içinde. Ve mazi film şeridi gibi geçer önünden. Sonra gözünün kıyılarında yaşlar birikir fütursuzca. Ve titreme gelir vücudunun her yanına. Bütün mazi, her hatıra bedenine saplanan bir mermidir aslında. Kapatırsın gözlerini, delik deşik olmuşsundur. En garibi de hiç kan akmaz vücudundan. İşte o koyar adama. Sevda ambarlarının en dolusuydu. Ilıman motifli bir hasretin en ince sesiydi belki de. Hoyrat geçen gecelerin yenilmez tribünlerinde hepimizin optiğiydi. Gecenin sessiz karanlığını bir acıklı ses bozardı bazen. "Mehmetimi verin." "Anne" derdik. "Bu kadar adam içinde nereden bulalım şimdi 'Optik'i. Şeyy Mehmet'i." Sesimiz titrerdi konuşurken. Çünkü Optik denmesini istemezdi oğluna. Tamam anasının 'Mehmet'iydi ama bizim de biricik 'Optik'imizdi. Dünyamız Beşiktaş etrafında dönerken, tam göbeğimizden canı canımızdan bir edebiyat öğretmeni çıkartmanın gururunu taşıdık o dönemlerde. Optik öğretmen olmuştu Ankara'da. Lakin Beşiktaşsızlık ona göre değildi. İstanbul hasret, Beşiktaş gurbetti onun için. Ve döndü. Uzun bir kitap gibi anlatmak ister aslında. Sayfa sayfa ağlarsınız. 'Optik başkan' yine gitti. Duramadı durduk yerde ve yine siyahını seçti Beşiktaş'ın. Ah be çocuk bugün sezonun merhabasındaydık. Hani hindi baba vardı menüde. Hani omuz omuzaydık ya artık. Neyse... Ne 'Optik' biter anlatmakla ne de onun için bu yazı.

Alen Markaryan



Yokluğunu Bile Umuda Ekledik
Lavlar püskürüyor sanki yüreğimden,bir dar sokağın kıyısından koparıldın apansız,şen kahkahan düşüyor yorgun gecelerime.
Meydanlara koşuyorum belki varsın diye,gece feneri bir elimde,diğerinde mum sesi,arıyorum seni karanlıklarda.
Susturmak için çığılğımı kuşatıyoru öfkemle.Dik başın gibi son barikatın arrdında
kaldırıyorum yıldızları tutan yumruğumu.
Saksıdaki fesleğen bile hasret kaldı sana,ayın şavkı vuruyor tan vakti bana emanet ettiğin resminin altındaki saza.Çok Özledik Be Abi ,diyor çocuklar,afiş yapmışlar emanetini.Sen simsiyah gecelerin bembeyaz aydınlığı,son barikatın Işıkları,işte hayatınla ödedin başkaldırmışlığını.
Ey doğa dostu,ey kimsesizlerin sahipsizlerin,insanın hayvanın koruyanı...Dostum kardeşim sen de öDolmabahçe yolları üşüyor sensiz,Barbaros yetim ve yine sessiz,çaresizliğin solmuş yüzü geçici yenilgilerle sarsılsa bile,zaman öfke soluyan koluyla inecek elbet mabedin yollarına.
Aşıladığın umudun ışığı,dağılan sizin ardından başgösterecek bulutların arasından.Sessizliği atacak,savuracak tüm direnenler gibi,Halkın Takımı Barikatını inşa edenler duyacak sesini.
Ey Beşiktaşlının sevdiği gözlerin sahibi,sevinçleri çoşturan,kederleri dağıtan,Şerefbeyin son temsilcisi.
Çarpık gülüşlerde çoğalsada hain yürekler,onursuzluğun satılmışlığın tacını giysede sahte önderler,dört bir yanı sarsa da sinsi kurşinilikler,masmavi umut bulutlarından yürüyemesede bugün kızıl zafer ateşleri,inan bize yürüyeceğiz söz verdiğimiz güzelliklere.
Beyazın tek rengi Karakartalın kanatlarında bize umudunun selamını,hep birlikte konacağız Akaretler yokuşuna.
Sen soloyu seçtin tek kişilik ölümünle,bzise şimdilik çok sesli korodayız,sinsi ay kuşansa da silahını tek haberimiz yeter,deriz ki hep birlikte ona,bekle köşende bekle bizi,kızıl zaferlere yürüyeceğimiz günlerimizi.
Selamın geçer karanlıktan bile,ulaşır bize.
Yeryüzü sevdalara mahkum oluncaya dek sürecek bu onurun kavgasında yanımızdasın umudumuzsun..
Herşey yazdığım gibi Optiğim,yokluğunu bile umudumuza ekledik işte,orada bile rahat yok sana.

Özer Özçetin

 

Yakışıklı holigana! Optik Mehmet’e...

O mu hayata uymadı, hayat mı ona, bilinmez. Belki çok barışıktılar ikisi de, bu hiç bilinmez.
Aykırıydı. Her aykırı gibi ‘dik’ti. Dikine giderdi, hep dikine...
Bir ‘Baba Hindi’ydi... Yaramaz bir çocuktu, külhaniydi...
Çoğumuz kadar yorgun, hepimiz kadar ayık, herkes kadar ‘uyanık’tı...
Kaya gibi sertti, pamuk şekeri kadar yumuşak...
Saygılıydı, efendiydi, kavgacıydı...
Selam verilmeden geçilecek biri değildi...
Ailesi için ‘oğulları Mehmet’, tribündekiler için ‘Optik Başkan’, yaşıtları için ‘Optik Mehmet’, büyükleri için kısaca ‘Optik’ti...
Hayatla arasında kurduğu dili belki de en iyi tanımlayan, lakabıydı; “Optik.”
Aynaydı... Mercekti... Işığın kırılması, ışığın yansımasıydı...
Son kez öldüğü gece konuşmuştuk, üniversiteden arkadaşımız Hayati Kurt’un telefonundan...
İçerden çıkalı bir kaç gün olmuştu. “Geçmiş olsun” demiş, “Lig başlamadan bir gece kafayı çekeriz” diye sözleşmiştik.
Ertesi günün öğleden sonrasında, Sait Faik’in adası Burgaz’da yatan güzel gülüşlü kardeşim Reha Mağden’in ölümünün birinci yılında mezarı başına gitmek için vapura binerken, Adnan’ın telefonuna geldi Optik’in ölüm haberi.
Öyle olur ya, ilk anda inanamazsınız. Öyle de oldu. Önce şaşkınlık, sonra keder...
“Her ölüm erkendir” ya, bu da çok erken oldu be Mehmet... Daha çok maça gidecektik. Aşık Mahzuni diyordu ya “Kirvem bu yıl bu dağlarda aman/Sensiz yazın tadı m’olur aman/Selamın niye kesildi/Bir selamın adı m’olur aman...” Aynen öyle...
Yine de biliyoruz; “Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki...”
Ona, ‘Optik Başkan’a, ‘Mor külhani’ Ece Ayhan’ın ‘Bakışsız bir kedi kara’sıyla selam ederim...
penche.com’dan ‘gracchus’ koymuş siteye, sağolsun, ordan aldım... Usul usul okuyun...
“Gelir dalgın bir cambaz/Geç saatlerin denizinden/Üfler lambayı/Uzanır ağladığım yanıma/Danyal yalvaç için/Aşağıda bir kör kadın/Hısım/Sayıklar bir dilde bilmediğim/Göğsünde ağır bir kelebek/İçinde kırık çekmeceler/İçer içki Üzünç Teyze tavanarasında/İşler gergef/İnsancıl okullardan kovgun/Geçer sokaktan bakışsız bir/Kedi Kara/Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk/Kanatları sığmamış/Bağırır Eskici Dede/Bir korsan gemisi! girmiş körfeze...”

Cem Dizdar

15.jpg

YORUMLAR
unutulmaz insan Optik başkan
Mehmet Çağıltı(arapmehmet)
Bana göre tirübünlere inin gelmiş geçmiş en sayılan insan nasıl başarılı futbolcular hep akıllarda kalır.nasıl babadan çocuklara isimleri hatırlatılırsa Optik Başkan da o güzel kalbi ile babadan çocuğa bütün tirübüncüler tarafından unutturulmayacaktır .

seni çok seviyoruz OPTİK BAŞKAN mekanın cennet olsun. emaktar çarşıcı arapmehmet
07 Ocak 2011 Cuma 21:44
ÇOK OKUNANLAR
0